rifat-varol-üniversite-solyeşi

Ney Semineri – Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Türk Mûsikîsi Devlet Konservatuvarı

YBÜ. Türk Mûsikîsi Devlet Konservatuvarı’nda Ney hakkında Söyleşimiz

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Türk Mûsikîsi Devlet Konservatuvarı’nın davetiyle, konservatuar öğrencileri ve konuya meraklı misafirlerin katılımıyla faydalı bir seminer söyleşi gerçekleştirdik. Neyin tarihi gelişimi, teknik yapısı, icra ve tavır detayları ve diğer bir çok konuda bildiklerimizi dostlarımızla paylaşmaya çalıştık. Günün sürprizi ise yaklaşık iki yüz yıllık bir mansur ney ile  bir ney taksimi icrası oldu.

Bendenizi davet ederek onore eden, Konservatur müdürü sayın Serbülent Arpa ve Volkan Kopar beyefendilere teşekkürlerimi sunuyorum.

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Türk Mûsikîsi Devlet Konservatuvarı

makam-dergigi-rifat-varol-roportaj

Makam Müzik Dergisindeki Röportajımız

Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın manevi değerlerinin
sesi olan ney sazının yapılışı ve özellikleri ile ilgili
merak edilenleri neyzen ve ney açkıcısı Rıfat Varol ile
konuştuk.

Yedi perdesi ve dokuz boğumu ile geleneğin seslerini
günümüze taşıyan Ney sazı, meşk halkalarıyla nesilden
nesile aktarılan, geleneksel bir tavırla icra edilir. Bu aktarım
sırasında neyin üzerindeki perde sistemleri de tekâmül
etmiştir. Yani neyzenler, ney açkıcıları, başparesi, parazvanesi
ve yedi perdesi olan neyin, geleneksel şeklini muhafaza
ederek günümüze ulaştırmışlar; üzerine nakşettikleri
perdelerin yerlerinde ise çeşitli değişimlere imza atmışlardır”
1982 yılında Bolu Gerede’de doğan Rıfat Varol, ilk orta ve lise
öğreniminden sonra 2003 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat
Fakültesinden mezun olur. Fakülte yıllarında dini musiki ve
ney meşklerine başlar. Kültür Bakanlığı Klasik Türk Müziği
korosunda stajyer ney sanatçısı olarak görev alan Varol, pek
çok televizyon radyo ve konser programına neyzen olarak
iştirak eder. 2004 yılından bu yana “Neyneva Ney Atöyesi’nde
Ney yapmakta olan Rıfat Varol, sanatını ve zanaatını icra
etmeye devam etmektedir.

Neyle ilk tanışmanız nasıl oldu?

1990’u yılların başında rahmetli Rifat dedemin Konya’ya
helva kazanı almak için gideceğini duyunca hemen
bu seyahate dâhil oldum. Konya’da ilk durağımız
fatiha okumak ve niyazda bulunmak üzere Mevlana
Hazretlerinin Türbesi (Dergâh-ı Şerif) oldu. Kubbe-i
Hadra’yı görünce hissettiğim heyecan, şadırvanda aldığım
abdestle bir kat daha artmış, türbeye girip kabr-i şerifi
görünce zirveye ulaşmıştı. Bu esnada kubbelerden
süzülüp gelen o fevkalade ses ile sarsıldığımı
hissettim. Neyin ruhumu saran o etkileyici sadâsını tüm
hücrelerimde hissetmiştim. Çocukluk yıllarımın en canlı
anısı budur ve ne güzel bir anıdır ki başköşesinde Hz.
Mevlana ve ney yer almaktadır.
Neyle bizzat tanışmam ise fakülte yıllarıma rastlar. Halen
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk Din Musikisi
öğretim üyesi olan kıymetli hocam; hafız ve neyzen, Fatih
Koca’nın fakültedeki odasında katıldım ilk ney meşklerine.
Repertuvar, sazlarla toplu icra ve pek çok konuda istifade
ettim hocamdan, hala da bu istifade devam etmektedir.
Aynı zamanda Ankara radyosu neyzenlerinden rahmetli
Ekrem Vural hocamın derslerine de devam ettim.
Ekrem Hocam, geleneği tam anlamıyla temsil eden ve
etrafındaki pek çok talebeye bunu aktarmayı üzerinde
bir borç olarak gören nadir üstatlardandı. Yine bilgi ve
sanatlarından istifade ettiğim Timuçin Çevikoğlu, Uğur
Onuk, Celaleddin Biçer ve Kaan Birhekimoğlu abilerimi ve
hocalarımı da hayırla yâd ediyorum.

Uzun zamandır ney açmaktasınız. Nasıl başladınız ney
açmaya, ustanız oldu mu?

Aslını soracak olursanız, ney açmaya daha yeni başlamış
gibi hissediyordum kendimi. Evet, 15 yıla yakın olmuş. Zaman
nasıl geçiyor insan anlayamıyor. Ta ki geçenlerde bir neyzen
arkadaşımızın 14 yıl önce benden aldığı bir neyin bakımını
yaptırtmak için gelene kadar.
Ney açma hususunda ustanız oldu mu sorunuza gelince ise
şunu söyleyebilirim; bizzat kendisiyle biri atölyede tam bir
usta çırak ilişkisi içerisinde olduğum bir ustam olmadı. Bunun
yanında kendisine ney açtığım, kamış seçimine, başpare
formuna, iç açkısına, perde çapına vs. birlikte karar verdiğimiz
ve fikir alışverişinde bulunduğumuz her neyzen benim için bir
usta ve hoca olmuştur. Bu doğrultuda, daha iyiye ulaşmak
için her yeni fikre, yönlendirmeye ve eleştiriye açığım.

Ney açarken nasıl bir yöntem kullanıyorsunuz?

Ney açkı usulü olarak klasik açkı sistemi olan 26 birim ve
perdelerin bu birimlerden doğrudan açma yolunu değil de,
Neyzen Niyazi Sayın hocamızın tarif ettiği, akordun tam
olarak yakalanabilmesi için bazı perdeleri yukarı ya da aşağı
doğru kaydırdığı sistemi kullanmaktayım.

İyi bir neyin özellikleri nedir?

İyi bir neyden bahsetmek için nitelikli bir kamış ve ona uygun
tercihen boynuz bir başpare gereklidir. 9 boğumdan yapılan
neyin her bir boğumunun diğerine orantılı olması beklenir.
Kamış ney ne çok kalın ve etli ne de çok ince olmamalıdır.
Örneğin bir kız ney için 24-25 mm aralığı en uygun ölçüdür.
Başparenin formu her neyzenin alışanlıklarına göre değişse
de içinde pürüzsüz bir hazne olmalıdır. Her iki uca takılan
parazvane dediğimiz yüzükler ise ne çok kalın olup rezonansı
engellemeli ne de çok ince olup mukavemeti azaltmamalıdır.

Ney bakımı hususunda tavsiyeleriniz nedir?

Neyin en güzel bakımı üflemektir. Üflendikçe neyin sesi
oturur, içi de kararmaya başlar ve neyzenle birbirlerine
ünsiyet kazanır. Ney belli aralıklarla da yağlanmalı ve itina ile
muhafaza edilmelidir.

Ney icracısı yönünüz ney açmanıza nasıl bir katkı sağladı?

Çok önemli bir konuya temas ettiniz. Diğer enstrümanlar
için de mutlaka bu durum geçerlidir ama ney özelinde
düşündüğümüz zaman, ney açan kişinin iyi seviyede bir icracı
olması bir kaç kat daha önem arz ediyor. Öncelikle ney, akordu
daha ney açılırken yapılan bir saz, başka telli enstrümanlar gibi
her icra öncesi akordunu yeniden yapamıyorsunuz. Dolayısıyla
neyi yapan kişinin daha ney yapılırken çok titiz davranması,
açkının tam anlamıyla doğru yapılması en önde gelen
husustur. Bununla birlikte her neyzenin üfleyişi de faklıdır.
Kimisi bir miktar pest üflerken kimisi tiz üfler neyi. Sıklıkla
söylenen bir söz vardır ve kesinlikle katılırım, “her neyzen
kendine ney açabilmeli” denir. Ney almak isteyen neyzenin
de, ney açılırken ustanın yanında bulunup açılan neyi deneme
imkânı bulması, neyin akordunu deneyip kendi üfleyişine göre
açtırabilmesi fayda sağlayacak bir husustur.

Eskiden yapılan neylerle günümüzdekiler arasında farklar neler?

Günümüz şartlarında, gerek malzemeye ulaşma gerekse
teknik açıdan daha ileri bir noktada olduğumuzdan
şüphem yok. Bunun yanında aynı hissiyatı manevi anlamda
yakaladığımızı söyleyemem. Günümüzde neye karşı oluşan
yoğun ilginin, manevi yanı yüksek olan bu sazı, popüler
kültürün bir malzemesi haline getirmesinden endişe ediyorum.
Eskiler neydeki ilerlemelerini aynı zamanda manevi
tekâmülleri ve seyr-i sülükleri ile birlikte sürdürmüşler.
Bugüne ulaşan ya da ulaşamayan pek çok güzel eser zuhur
etmiş kendilerinden. Ne yazık ki seslerin günümüze nakli, yazılı
bir eserin ya da bir mimari yapının nakli kadar eskiye gitmiyor.
Elimizde Yenikapı Mevlevihane’si Şeyhi Abdülbâki Nasır
Dede’nin kaleminden çıkma yazılı bir eser ulaşabilmiş ama iki
asır önce aynı Mevlevihane’de icra edilen bir mukabelenin post
taksimini duyabilme imkânımız yok maalesef.


Zaman zaman eski, meydan görmüş, Mevlevihane’den çıkma
neyler bakım için atölyeye geliyor. Öylesine üflenmiş ki rengi
koyu kahverengiye dönmüş, içi yanmış ve kararmış. Bazıları var
ki, o kadar eskimiş ki üflemekten, size bir Mevlevi dervişinin
bütün ömrü boyunca her sırrını sanki o kamışa fısıldadığını
düşündürüyor.
Eskiden neylerin içi kızgın bir şişle dağlanarak açılırmış. Ben
de zaman zaman isteyen olduğunda bu şekilde açıyorum.
Akortları da muhtemelen başka bir neyin sesi esas kabul
edilerek yapılırmış ve diğer sazlar da neyin akorduna göre
akortlarını çekerlermiş.
Bugün müzelerde görme şansımız olan neylerde boğum sargısı yapıldığını görüyorum. Belki estetik bir hava katmak
için ya da mukavemet sağlamak için yapılıyor. Boğum
sargısının zaten asil bir saza biraz daha şahsiyet kazandırdığını
düşünüyorum. Keza başpareleri de genellikle manda
boynuzundan -ki bugün yekpare bir başpare yapabilmek
için yeterli çapta bir manda boynuzu bulmak kolay değil-
parazvaneleri gümüş. Bazen de şah ve mansur gibi neyleri
taşımak kolay olsun diye iki parça olarak yapıldığı da olmuş.

 

Makam Müzik Magazin Dergisi 

neyzen-umut-soysal

Neyzen Umut SOYSAL- Neynevâ Ney Atölyesi

NEYZEN UMUT SOYSAL

İzmir’in Tire ilçesinde 5 çocuklu bir ailenin 4. çocuğu olarak dünyaya geldi. (1987). Sırasıyla Tire Merkez Menderes İ.Ö.O (1993-1996), Fatih İ.Ö.O. (1996-1998), Öğretmen Melahat Aksoy İ.Ö.O (1998-2001), Tire ŞAİK Lisesi (2001-2004)’ni dereceyle bitirdi. 2004 yılında başladığı Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü’nden 2008 yılında mezun oldu.

Aynı yıl Dokuz Eylül Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Anabilim Dalı Master Programına kabul edildi. DEÜ Yabancı Diller Yüksekokulu’nda bir yıl süreyle ileri İngilizce eğitimi gördü (2008-2009). 2012 yılında “Şeyh Galib’in Gazellerinin Estetik Çözümlemesi ve Eğitim Sürecinde Kullanımı” isimli teziyle “Eski Türk Edebiyatı Bilim Uzmanı” derecesini aldı. (Danışman: Prof. Dr. İlhan Genç).

2004-2010 arası İzmir’de bulunduğu süre içerisinde Ege ve Dokuz Eylül Üniversitelerinde “Türk Müziği Konservatuarı, İktisat, Tarih, Türkoloji, Sahne Sanatları” gibi pek çok bölümün derslerini takip ederek bu bölümlerde ders veren hocaların bilgi ve görgüsünden istifade etti.

2008-2010 yılları arasında MEB’e bağlı çeşitli okullarda Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği yaptı. 2010 yılında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı’nın açtığı sınavı kazanarak o tarihten sonra aynı kurumda “Osmanlı Tarihi ve Eski Metinler Uzmanı” olarak çalışmaya başladı.

Müziğe olan ilgisi erken yaşlarda başladı. 2002 yılında Ney’le tanıştı. 2002-2007 yılları arasında İzmir Radyosu Sanatçısı Neyzen Arif Biçer’den hocasının vefatına kadar Ney meşk etti. Makamlar konusunda kendisini geliştireceği düşüncesiyle Hocasının teşvikiyle Tanbur çalmaya başladı. Semih Gümüş’ün atölyesinde Mehmet Yektay’dan makamlar ve saz eserleri konusunda yardım gördü. Adnan Tanç yönetimindeki Tire Musiki Derneği’nin koro çalışmalarını uzun süre takip etti.

2005 yılında Türkiye üniversitelerindeki ilk Ney topluluğunu Atıf Akgün ve Erhan Saraçoğlu ile birlikte kurdu. (DEÜ Neyzen Topluluğu). 3 yıl süreyle bu topluluğun çalıştırıcılığını yaptı. Daha sonra topluluğu Neyzen Şule Aydın’a devretti. 2002-2010 yılları arasında İzmir ve çevresinde çeşitli dernek, koro, cemiyet ve topluluklarda 200 civarında müzikal etkinliğe Neyzen olarak iştirak etti.

Halen aynı kurumda görev yapan U. Soysal’ın Osmanlı Tiyatrosu, İzmir-Tire özelinde Kent Tarihi Çalışmaları, İktisat Tarihi, Osmanlı Şiiri, Müzik Tarihi, Biyografi gibi farklı alanlarda yayınlanmış pek çok akademik araştırması bulunmaktadır. Müzik çalışmalarını İstanbul’da sürdüren U. Soysal aynı zamanda meraklı bir kitap koleksiyoncusudur.

neyzenumut@gmail.com

Neynevâ Ney Atölyesi

Hobyar Mah. Cağaloğlu Yokuşu Cad. 19-2 Çelehan

(Marmaray İstasyonu Valilik çıkışı karşısı

0505 661 0106

Dinle neyden kim hikâyet etmede Ayrılıklardan şikâyet etmede
— Hz. Mevlânâ

Tüm görseller ve bilgiler izin almak koşuluyla kullanılabilir.

www.neyneva.com